Acı, uyanık kalmanın en eski ve en ilkel yoludur. Zihin yalan söyleyebilir, anılar kandırabilir, felsefe sizi süslü kelimelerle uyuşturabilir; ama teninizi kesen bir cam parçasının sinir uçlarınıza gönderdiği o saf, pürüzsüz yanma hissi asla yalan söylemez.
12Please respect copyright.PENANAK1rQV79QCb
Vincent avucundaki kanlı dikiz aynası parçasını sıktığında, damlayan her kan damlası kurumuş deniz yatağına çarpıyor ve yere değdiği an simsiyah, camsı bir obsidyene dönüşüyordu. Kendi kanıyla bu sahte evrene bir çapa atıyordu.
12Please respect copyright.PENANALLRPledClB
Simon’ın yüzündeki o alaycı, tanrısal ifade bir anlığına dalgalandı. Devasa satırını omzundan indirip iki eliyle kavradı.
12Please respect copyright.PENANAZ9oN3rARXX
"O elindeki de ne öyle?" diye kükredi Simon. Sesi, etraftaki o iğrenç koza-insanların inlemelerini bastırıyordu. "Fiziksel hiçbir şey getiremezsin buraya! Burası zihnin çöplüğü!"
12Please respect copyright.PENANAyxgUjsTEw3
"Burası sadece inandığın şeylerin çöplüğü, Simon," dedi Vincent. Sesi titremiyordu. Korkusunu, avucundaki kesiğin acısına gömmüştü. "Sen kendini bir dev sanıyorsun çünkü gerçek hayatta bir hiçsin. O satır senin kibrin. Ama bu ayna... bu benim suçluluk duygum. Ve inan bana, benim suçluluk duygum senin kibrinden çok daha ağırdır."
12Please respect copyright.PENANAP1JWf6tp2f
Simon kükreyerek öne atıldı. İki buçuk metrelik devasa cüssesiyle yeri sarsarak sıçradı ve paslı satırını Vincent’ın kafasına doğru indirdi. Havayı yaran çelik, iğrenç bir ıslık çaldı.
12Please respect copyright.PENANARMAdoNMIIg
Vincent kaçmadı. Sadece elindeki kırık, kanlı aynayı havaya kaldırdı ve Simon’ın yüzüne doğru tuttu.
12Please respect copyright.PENANAavH0XXbgQG
Satır, Vincent’ın kafasına bir karış kala havada asılı kaldı. Görünmez bir duvara çarpmış gibi titredi. Çünkü Simon, o aynanın kırık yüzeyinde kendi yansımasını görmüştü. Ama o devasa, yenilmez savaş ağasını değil; gerçek dünyadaki o acınası, karısının terk ettiği, altına işemiş, dükkânın köşesinde sızıp kalmış Simon Pall’u görüyordu. Aynanın içindeki Simon, ona bakıp hıçkırarak ağlıyordu.
12Please respect copyright.PENANAeLbEMUeUx6
"Kapat şunu!" diye çığlık attı Simon. Dev cüssesi bir anda titremeye, görüntüsü tıpkı bozuk bir televizyon yayını gibi parazitlenmeye başladı. Büyüsü bozuluyordu. Kolektif bilinçte kendi gerçeğiyle yüzleşmek, bedeni asit havuzuna atmaktan farksızdı.
12Please respect copyright.PENANAcZV3913ffx
"Benimle oynamaya kalkma Simon," dedi Vincent, aynayı ona biraz daha yaklaştırarak. "Burası senin krallığın değil. Burası senin hapishanen. April nerede?"
12Please respect copyright.PENANA7ebNxCJYPa
Simon elleriyle yüzünü kapattı, devasa bedeni küçülmeye, o eski hantal, alkolik haline dönmeye başlamıştı. "Bilmiyorum!" diye hırıldadı. "O çok derinlere indi! O... o Şehir'in merkezine, 'Unutulanlar'ın arasına gitti! Onu ben bile alamam oradan!"
12Please respect copyright.PENANAjJTFfMhs8O
Vincent aynayı indirip derin bir nefes aldı. Simon’ı o çamurun içinde kendi hezeyanlarıyla baş başa bırakıp, ufuktaki o hastalıklı, çarpık binalardan oluşan kabus şehrine doğru yürümeye başladı.
12Please respect copyright.PENANA87mmbMhGT5
Zaman daralıyordu. Gerçek dünyada kalbi yavaşlıyor, donmuş bir beton borunun içinde bedeni yavaş yavaş ölüme teslim oluyordu. Eğer burada çok fazla kalırsa, April’ı bulsa bile dönecek bir bedeni olmayacaktı.
12Please respect copyright.PENANAfEPu9AG10Y
GERÇEK DÜNYA - MASSACHUSETTS, SAAT 06:15
12Please respect copyright.PENANA8zvmq4xwdb
Edward Wilson’ın malikânesindeki devasa kütüphane, artık derme çatma bir acil servise dönüştürülmüştü. Ortadaki devasa maun masanın üzerinde, Marcus’un depodan getirdiği o tekinsiz, gizemli adam yatıyordu. Kollarına serumlar takılmış, göğsüne EKG elektrotları bağlanmıştı.
12Please respect copyright.PENANAgvTn4G7skg
"Nabız dakikada on sekiz," dedi Edward’ın özel doktoru, alnındaki teri silerek. "Bu tıbbi bir mucize. Adamın kalbi neredeyse atmıyor ama beyin dalgalarını gösteren şu ekrana bakın..."
12Please respect copyright.PENANA1RFMYPCa9l
Monitördeki çizgiler, sanki adam arka arkaya onlarca sara nöbeti geçiriyormuş gibi çılgınca zıplıyordu.
12Please respect copyright.PENANAmuXrhLEhrN
Edward, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir halde adama tepeden bakıyordu. "Uyanacak mı?"
12Please respect copyright.PENANArNayCdDs8i
"Bu kadar yüksek dozda bir kimyasalla... Uyanması imkânsız. Bedeni burada ama zihni tamamen kopmuş durumda."
12Please respect copyright.PENANA13f5XsJE7c
Edward gülümsedi. O buz gibi, sosyopat gülümsemesi yüzüne geri dönmüştü. Gözlerini Marcus’a ve odanın kenarında dikilen, baştan aşağı silahlı, dövmeli dört özel infazcısına çevirdi.
12Please respect copyright.PENANApzpo53MDHh
"Fare deliğine kaçtı," dedi Edward, adamın hareketsiz yüzüne bakarak. "Bizi dışarıda bırakıp, kendi inşa ettiği o hastalıklı hayal dünyasına saklandı. Formülü de kendisiyle birlikte o cehenneme götürdü."
12Please respect copyright.PENANAin6ds7w1IW
"Ne yapacağız patron?" diye sordu Marcus. "Laboratuvardaki çocuklara haplardan birini verdik, sentezlemeye çalışıyorlar ama içindeki etken maddeyi bulamıyorlar. Dünyada böyle bir molekül dizilimi yokmuş."
12Please respect copyright.PENANAHSQtX3DPVw
"O zaman laboratuvarı boşverin," dedi Edward. Masanın üzerindeki küçük metal tepsiyi eline aldı. Tepside, adamın cebinden çıkan on iki adet siyah hap duruyordu.
12Please respect copyright.PENANAqfmS4rwihs
"Bir mekanı ele geçirmek istiyorsanız," dedi Edward, haplardan birini alıp Marcus’a uzatarak, "kapıda beklemezsiniz. İçeri girer, içeridekilerin gırtlağına çökersiniz."
12Please respect copyright.PENANAjIfmSkLLN1
Marcus yutkundu. "Patron... Oraya mı gideceğiz? Hepimiz mi?"
12Please respect copyright.PENANAHjl52dkvu6
"Siz benim askerlerimsiniz," dedi Edward, sesini tehlikeli bir şekilde alçaltarak. "Benim için Kolombiya ormanlarında mermi yediniz, sınır ötesinde adam doğradınız. Şimdi bana bir rüyadan mı korktuğunuzu söylüyorsunuz?" Diğer dört infazcıya döndü. "Herkes birer tane alsın. Silahlarınızı burada bırakın, orada işe yaramayacaklar. Oraya gittiğinizde... öfkenizi, karanlığınızı ve ne kadar acımasız olduğunuzu yanınıza alın. O dünyayı kendi şiddetimizle yeniden inşa edeceğiz."
12Please respect copyright.PENANAG2hVApUV91
Edward siyah hapı dilinin üzerine koydu. Marcus ve diğer dört adam da tereddütle ona eşlik etti.
12Please respect copyright.PENANAaNGv2Ijucw
Altı adam. Altı ölüm makinesi. On saniye sonra kütüphanenin zeminine ağır çuvallar gibi yığıldılar.
12Please respect copyright.PENANAPaRfrk1r9e
Kartel, kolektif bilinci işgal etmeye geliyordu.
12Please respect copyright.PENANA0aLk1c0Zop
Kolektif Bilinç - Şehrin Sınırları
12Please respect copyright.PENANAkiS8ab7ilt
Vincent, çarpık şehrin paslı demir kapılarından içeri adım attığında gökyüzü aniden ikiye yarıldı.
12Please respect copyright.PENANAojN1A9XxVk
Bu bir mecaz değildi. O mürdüm eriği rengindeki hastalıklı gökyüzü, devasa bir cam kubbeymiş gibi çatırdadı ve ortadan ikiye kırıldı. Çatlağın içinden sızan ışık, ne güneşin ne de ayın ışığına benziyordu; ölü bir televizyon ekranının o kusturucu, gri karıncalanması gibi bir şeydi.
12Please respect copyright.PENANAT5zBVbN411
"Ne oluyor..." diye fısıldadı Vincent, elindeki kanlı aynayı sıkarak.
12Please respect copyright.PENANAwNpTTEPHR2
O sırada, gökyüzündeki çatlaktan aşağı devasa, şekilsiz bir gölge süzülmeye başladı. Gölge yere yaklaştıkça bir insan formunu andırıyor ama sürekli değişiyordu. Binlerce farklı yüz, binlerce farklı ses aynı anda o bedenin içinde kaynıyordu.
12Please respect copyright.PENANA7gtl5Xd4NG
Bu, gerçek dünyada onlarca hapı aynı anda yutup aşırı doza giren o Gizemli Adam'dı. Ama artık bir insan değildi. O, sistemin içine sızmış devasa bir virüs, kolektif bilincin kodlarını parçalayan yürüyen bir felaketti.
12Please respect copyright.PENANAfMIOU8KO50
Adamın (ya da artık her neyse onun) ayakları yere değdiğinde, şehrin asfalttan değil de kurumuş insan derisinden yapılmış gibi duran sokakları dalgalandı. Binalar büküldü.
12Please respect copyright.PENANAZLTlTqr6OY
Aynı anda, Vincent’ın hemen yüz metre ilerisinde, toprağın altından altı farklı silüet siyah bir duman gibi fışkırdı. Edward Wilson ve ölüm timi.
12Please respect copyright.PENANAo1HZOjHlbX
Edward, gerçek dünyadaki takım elbisesiyle değil, zihninin derinliklerindeki o saf diktatör yansımasıyla buradaydı: Üzerinde simkapkara, askeri bir üniforma vardı. Gözleri yırtıcı bir hayvanınki gibi parlıyordu. Adamları ise birer insandan çok, yüzleri olmayan, sadece kas ve şiddetten ibaret devasa zebanilere dönüşmüşlerdi. Zihinlerindeki acımasızlık, bedenlerini mutasyona uğratmıştı.
12Please respect copyright.PENANAWKTxyaHMZG
Edward başını kaldırdı ve gökyüzünden inen o devasa anomaliye, Gizemli Adam'a baktı. Gülümsedi. "Seni buldum," diye fısıldadı.
12Please respect copyright.PENANABdBeZ3x2We
Vincent, kırık bir duvarın arkasına sindi. Gerçek dünya ile rüya evreninin sınırları tamamen çökmüştü. Yukarıda, Vermont’un karları altında donan bedeni umurunda bile değildi artık. Çünkü birazdan burada yaşanacak olan savaş, felsefe kitaplarında yazan hiçbir kıyamet senaryosuna benzemiyordu.
12Please respect copyright.PENANAvYDba2RGAO
Burası tanrıların değil, canavarların doğduğu yerdi. Ve Vincent, elinde kanayan bir ayna parçasıyla o canavarların tam ortasında kalmıştı.
ns216.73.216.48da2


