Donmak, filmlerde gösterildiği gibi huzurlu bir uykuya dalış evresi değildi. Önce parmak uçlarınızda binlerce iğne patlar, ardından kanınızın damarlarınızda koyu bir pekmez gibi yavaşladığını hissedersiniz. En sonunda ise beyin, vücudun geri kalanını feda ederek tüm enerjiyi merkeze çeker.
20Please respect copyright.PENANAG0YUiXAxKb
Vincent, o beton borunun içinde on saniyeyi sayarken tam olarak bu biyolojik iflası yaşıyordu. "Düşünüyorum, öyleyse varım," diye mırıldandı içinden, Descartes’a okkalı bir küfür savurarak. Düşünüyorum, öyleyse donarak ölen bir ahmağım.
20Please respect copyright.PENANAuSa2G7yMg9
Sonra dünya karardı.
20Please respect copyright.PENANAKxbsGeetlx
Gözlerini açtığında, o kurumuş devasa okyanus yatağındaydı ama bir şeyler değişmişti. Havanın dokusu farklıydı. Daha önce sadece tuz ve boşluk kokan bu evrende, şimdi yanık et ve kükürt kokusu vardı. Vincent’ın rüya bedenindeki dişleri takırdıyordu. Gerçek dünyadaki hipotermi, bu evrendeki yansımasına "hayalet bir üşüme" olarak geçmişti. Zihni, bedeninin ölmekte olduğuna o kadar ikna olmuştu ki, bu sahte evrende bile donuyordu.
20Please respect copyright.PENANAsrCPR1g8vY
Vincent ellerini dizlerine vurdu. "Gerçek değil," diye bağırdı kendi kendine. Ses yankılanmadı bile. "Bu bir sinaps oyunu. Soğuk yok. Fiziksel bir bedenim yok!"
20Please respect copyright.PENANAC7XEpi7t1A
Zorla ayağa kalktı. Zihnini, o yıllardır amfilerde anlattığı kuru mantık kurallarıyla döverek ısıtmaya çalıştı. İşe yarıyordu. Titremesi hafifçe azaldı. Ama ufka doğru baktığında, asıl sorunun soğuk olmadığını anladı.
20Please respect copyright.PENANAN5sQKhAlkm
Kolektif bilinç, artık o ıssız, melankolik çöl değildi. Uzakta, ufuk çizgisinde devasa, çarpık bir şehir silüeti yükselmişti. Birbirine giren binalar, yerçekimine meydan okuyan ters dönmüş kuleler ve gökyüzünü yırtan devasa, paslı demir köprüler... Sanki milyonlarca insanın kabusu tek bir mimari projede birleştirilmişti. Ve gökyüzü, o eski gri rengini kaybetmiş, hastalıklı, çürük bir mürdüm eriği rengine bürünmüştü.
20Please respect copyright.PENANAGcFHJ48ce1
"O balıkçı..." diye fısıldadı çatlak bir ses arkasından.
20Please respect copyright.PENANAZOsHxIzRQx
Vincent hızla döndü. Yerde, deniz kabuklarının arasında bacaklarını karnına çekmiş oturan, yirmili yaşlarının başında sıska bir çocuk vardı. Çocuğun gözleri tamamen bembeyazdı, irisleri yoktu.
20Please respect copyright.PENANAGVZes16E4a
"Balıkçı mı?" dedi Vincent, temkinli bir adım atarak. "Simon’dan mı bahsediyorsun?"
20Please respect copyright.PENANAXWmB4L99Kj
Çocuk hırıltılı bir nefes aldı. "Adını bilmiyorum. Ama elinde o satırla geldiğinden beri buranın mimarisi değişti. Eskiden burası sadece insanların kendi anılarında kaybolduğu sessiz bir yerdi. Sonra o geldi. İnsanların zihinlerini... fileto gibi açmaya başladı. Korkularımızı birbirine dikiyor. Şu kuleleri görüyor musun?" Titreyen, saydamlaşmaya yüz tutmuş parmağıyla ufuktaki o hastalıklı şehri işaret etti. "Onlar bina değil. Onlar, komaya soktuğu insanların donmuş acıları."
20Please respect copyright.PENANACPADveFbn9
Vincent’ın midesi bulandı. "Simon burada bir tanrıcılık oyunu oynuyor. Peki gökyüzü? Neden bu renk?"
20Please respect copyright.PENANApqTwav3YhQ
"Çünkü az önce buraya başka biri düştü," dedi çocuk, sesinde saf bir dehşetle. "Balıkçı onu aşağıladı. Onu ezdi ve geri gönderdi. Ama o giden adam... İçinde o kadar büyük bir öfke, o kadar devasa bir kibir bıraktı ki, gökyüzü onun nefretinden zehirlendi. Birileri burayı işgal etmeye geliyor, profesör. Hazırlıklı ol."
20Please respect copyright.PENANAqEyBTiWmgy
Çocuk bunları söyledikten sonra, rüzgâra kapılan bir kül yığını gibi aniden dağılıp yok oldu. Gerçek hayatta her kimse, uyanmış ya da ölmüştü.
20Please respect copyright.PENANAU8K5PtUi3q
GERÇEK DÜNYA - VERMONT, SAAT 05:30
20Please respect copyright.PENANASXyh2Cc5CA
Marcus, siyah SUV'nin kapısını tekmeleyerek açtığında, Vermont’un dondurucu rüzgarı yüzüne tokat gibi çarptı. Arkasındaki iki araçtan, ellerinde susturuculu otomatik silahlar tutan altı iri yarı adam daha indi. Hepsi Edward Wilson’ın en güvendiği infaz timiydi.
20Please respect copyright.PENANAcqlV7YHCRf
Edward’ın malikânedeki o cinnet krizinden sonra, Marcus hedefi bulmak için sadece üç saat harcamıştı. Uyuşturucu torbacılarının ağındaki birkaç kemiği kırarak, bu hapların Vermont'taki eski sanayi bölgesinden yayıldığını öğrenmesi zor olmamıştı.
20Please respect copyright.PENANAgZDLqbO73Q
Millington Caddesi'ndeki o paslı, terk edilmiş deponun önüne geldiler. Marcus, elindeki el feneriyle kilidi parçalanmış demir kapıyı işaret etti. "İçeride kim varsa canlı istiyorum. Patron bu hapların formülünü bizzat adamın derisine kazıyarak alacak."
20Please respect copyright.PENANAWWL2dmDt0J
Adamlar sessizce içeri sızdı. Deponun içi rutubet ve çürümüş tahta kokuyordu. Fener ışıkları karanlığı taradı.
20Please respect copyright.PENANAyaHgvBpcZO
Ve onu gördüler.
20Please respect copyright.PENANASjWzXJPnKB
O tekinsiz adam, Vincent'a hapı satan o kimliği belirsiz figür, deponun tam ortasında, kırık dökük ahşap bir sandalyede oturuyordu. Gecenin karanlığında, etrafı tam teçhizatlı katillerle çevrilmiş olmasına rağmen kılını bile kıpırdatmadı. Yüzündeki o onlarca farklı mimikten dikilmiş gibi duran ifade tamamen tepkisizdi.
20Please respect copyright.PENANA2wskAjBTn0
Marcus silahını adamın diz kapağına doğrulttu. "O ayağa kalktığında yürüyemeyeceksin, ihtiyar. Patronumuz sana selamlarını yolladı."
20Please respect copyright.PENANAZmXnzGpZXI
Gizemli adam yavaşça başını kaldırdı. Sesi, sanki boş bir odada yankılanıyormuş gibi tuhaf bir frekanstaydı.
20Please respect copyright.PENANAgTftX6E6LX
"Edward Wilson," dedi adam. Dudakları zar zor kıpırdamıştı. "İçeri girdi. Çamurun tadına baktı. Gururu kırıldı ve şimdi duvarları yıkmak için köpeklerini yolladı."
20Please respect copyright.PENANANC1lQHJXTA
"Kes tıraşı," diye tısladı Marcus. "Bu hapları nerede üretiyorsun? Formül nerede?"
20Please respect copyright.PENANA5XUzCwwkW0
Adamın yüzünde yavaş, çok yavaş bir tebessüm belirdi. Bu tebessüm o kadar doğa dışıydı ki, Marcus gibi yılların katilinin bile ensesindeki tüyler diken diken oldu.
20Please respect copyright.PENANAtIF5aucmak
"Formül mü?" dedi adam, karanlıkta yankılanan bir fısıltıyla. "Ben bir şey üretmiyorum, Marcus. Ben sadece kapıyı aralık bırakıyorum. İçerideki cehennemi siz kendiniz inşa ediyorsunuz."
20Please respect copyright.PENANAk5VdofeZdK
Adam yavaşça elini ceketinin cebine attı. Marcus'un adamlarından biri refleksle tetiğe bastı. Puff. Susturucudan çıkan kurşun, gizemli adamın sağ omzuna saplandı. Adam sarsıldı ama yüzündeki o iğrenç gülümseme silinmedi. Kan, ceketinden sızarken cebinden avuç dolusu siyah hap çıkardı ve hepsini aynı anda ağzına tıkıp yutkundu.
20Please respect copyright.PENANAWYZCWJ6PeI
"Ne yapıyor bu manyak?!" diye bağırdı Marcus, ileri atılarak adamın boğazına yapıştı. Ama çok geçti. Adamın gözleri anında geriye kaydı, bedeni kaskatı kesildi. On saniyelik felç gelmişti. Onlarca haplık bir aşırı dozla kolektif bilince dalmıştı.
20Please respect copyright.PENANAAdibknfUoB
Marcus adamın nabzını kontrol etti. Atıyordu, ama inanılmaz yavaşlamıştı. "Siktir! Uyudu! Onu arabaya taşıyın. Patronun kendi yöntemleri var, gerekirse uykusunda parçalarız."
20Please respect copyright.PENANAjnmkkTQXON
Kolektif Bilinç - Çarpık Şehir
20Please respect copyright.PENANAhSotaDs6jO
Vincent, ufuktaki o kabus şehrine doğru yürüyordu. Zamanın ya da mesafenin burada fiziksel bir karşılığı yoktu; bazen bir adım atıyor, kilometrelerce yol alıyordu, bazen saatlerce yürüyor ama aynı yerde sayıyordu.
20Please respect copyright.PENANAh2qL9WFQRb
Şehrin eteklerine yaklaştığında, devasa bir balık ağı gibi gökyüzünden sarkan siyah, yapışkan iplikler gördü. İpliklerin ucunda, koza gibi sarılmış, zihinsel olarak hapsedilmiş insan silüetleri kıvranıyordu. Hepsi acı içinde inliyor ama sesleri çıkmıyordu.
20Please respect copyright.PENANALMMLEnOVCA
"Vay vay vay..." diye gürledi tanıdık, leş gibi bir ses.
20Please respect copyright.PENANAbT1TYD6pfD
Vincent başını kaldırdı. Paslı, devasa bir çelik kolonun üzerinde Simon Pall dikiliyordu. Gerçek dünyadaki o acınası, alkolik balıkçı gitmiş; yerine, boyu neredeyse iki buçuk metreye ulaşmış, kasları iğrenç bir şekilde şişmiş, elindeki satırdan siyah kanlar damlayan bir savaş ağası gelmişti.
20Please respect copyright.PENANAhUZj8deG5p
"Kuzenini polislere yedirip buraya mı kaçtın felsefeci?" diyerek devasa satırı metale vurdu Simon. Çıkan kıvılcımlar havada süzüldü. "Sana buranın kuralsız olduğunu söylemiştim. Bak, kendime ne güzel bir imparatorluk kuruyorum!"
20Please respect copyright.PENANAdmtjzarZx2
Vincent, korkusunu mantığıyla boğmaya çalışarak ona doğru bir adım attı. "Simon, gerçek dünyada polisler peşimde, donmak üzere olan bir borunun içindeyim. Ve o hapların yaratıcısı her kimse... o bile buranın kontrolden çıkacağını tahmin edemezdi. Buradaki insanlara ne yapıyorsun?"
20Please respect copyright.PENANAEoDcd5BHH5
Simon devasa gövdesiyle aşağı atladı. Yere çarptığında yer sarsılmadı, çünkü fizik kuralları onun kibrine boyun eğiyordu.
20Please respect copyright.PENANALLhbtB8ASo
"Onları faydalı hale getiriyorum!" diyerek kükredi Simon. "Gerçek hayatta hepsi birer kaybeden. Bankacı, öğretmen, orospu, polis... Burada hepsi benim tuğlalarım. Benim krallığımı inşa eden tuğlalar."
20Please respect copyright.PENANAVbKKowtZjL
Simon, Vincent'a doğru o iğrenç sırıtışıyla yaklaştı.
20Please respect copyright.PENANAHHNP2MuKIe
"Ama asıl sorun ne biliyor musun hoca? Gerçek dünyadan birileri buraya kanca atmaya çalışıyor. Takım elbiseli bir pezevenk geldi az önce. Burnunu sürttüm. Ama dönecekler. Ordularıyla, paralarıyla o yozlaşmış gerçekliği buraya taşımaya çalışacaklar."
20Please respect copyright.PENANABJ8qdnlWPY
Simon elindeki satırı Vincent’a doğru doğrulttu.
20Please respect copyright.PENANAVIFc263eZq
"Senin o zeki, felsefi beynine ihtiyacım var Vincent. Benim vezirim olacaksın. Şu an dışarıda bedeninin donarak öldüğünü ikimiz de biliyoruz. Geri dönebileceğin bir hayatın kalmadı. Kararını ver: Ya o kozalardan biri olursun, ya da benimle birlikte bu yeni dünyanın tanrısı."
20Please respect copyright.PENANAYG74LzyNpE
Vincent derin bir nefes aldı. Rüzgâr, kurumuş okyanusun tuzunu dudaklarına taşıyordu. O hapı üreten adamın sözleri aklına geldi: 'Orada yalnız olmadığını fark edeceksin.'
20Please respect copyright.PENANA0dXIXVFtjZ
Vincent cebinden bir şey çıkardı. Gerçek dünyada olmayan, ama zihniyle buraya "kopyalamayı" başardığı bir nesne. April’ın, kocasını kaybettiği o araba kazasından kalan kırık, kanlı dikiz aynası parçası.
20Please respect copyright.PENANAtKdhXwlWiz
"Descartes yanılıyordu Simon," dedi Vincent, kırık aynayı avucunda sıkarak. Kan –sanal ama bir o kadar da acı verici bir kan– parmaklarından damlamaya başladı. "Düşünüyorum, öyleyse varım değil... Kanıyorum, öyleyse varım."
20Please respect copyright.PENANA1Kv0RqaBEL
Vincent, acıyı kullanarak kendi iradesini bu evrene dayatmanın yolunu bulmuştu. Gözlerini Simon’a dikti. "Benim vezir falan olmaya niyetim yok. Ben bu dünyayı senin başına yıkmaya geldim."
ns216.73.216.48da2


