57Please respect copyright.PENANAWNH48kFrTNBu sıradan bir zaman dilimi değildi. Kazadan önce, onun gece dünyası bozulduğunda, sadece kendilerine ait o gizli dünyada buluştukları, saklandıkları ya da fısıldaştıkları o kutsal saatler. Hafızası silinmiş olsa da, ruhu her gece 02:17' neden o çatıya çekildiğini şimdi anlıyordu.karşı çatıdaki Min-jae yavaşça ayağa kalktı. Aralarında sadece birkaç metrelik bir boşluk ve yaşanmış koca bir trajedi vardı.
"Hatırlıyorum..." dedi Hae-in, rüzgarda yankılandı. "02:17. Bizim saatimiz. Her şeyi unutum ama , bu saati neden beklediğimi hiç unutmamışım."
Min-jae, o soluklanma ışığı altında bir rüya gibi ortaya çıkıyor. Dudakları kıpırdamadı ama sesi Hae-in'in zihninde yankılandı: "Sadece hatırlamayı istedim, Hae-in. Acıyla değil, sevgiyle hatırlamanı."
Hae-in elindeki o eski anahtarlığı kaldırdı. Metal, ayda bir parladı. "Bu bende kaldı. Kazadan beri... Bu senin son hediyendi."
Min-jae hafifçe yürüdü. Bu, hüzünlü ama onların bir gülümsemeydi. Artık veda saati gelmişti. 02:17 artık bir bekleyişin değil, bir özgürleşmenin simgesiydi.
"Gitme," diye fısıldadı Hae-in, gözyaşı içinde.
"Hiç gitmedim ki," dedi Min-jae'nin hayali. "Her gece 02:17'de, seninle uyanacağım. Ama artık yaşaman gerek. Benim için değil, bizim için."
Saat 02:19' oldu ve karşı çatıdaki o silüet şeffaflaşmaya başladı. Yıldız tozları gibi geceye dağılırken, Hae-in ilk kez o korkunç anı değil, paylaştıkları o aşkın doluluğunu hissediyor.
Hae-in Eldeki anahtarın kalbine bastırdı Gece yine sustu ama bu kez bu sessizlik canını yakmıyordu. Çünkü biliyordu; her gece 02:17'de, o çatı boş olsa bile, ruhu her zaman Hae-in'le beraber dolacaktı.
Son... 57Please respect copyright.PENANAUh9vezFrge


