Evrenin büyük bir şaka olduğunu anlamak için bazen aklın tamamen iflas etmesi gerekir. İlahi bakışla bakıldığında, laboratuvar artık bir oda değildi; o, gerçekliğin içine açılmış bir yaraydı. Duvarlar, sanki nefes alıyormuş gibi hafifçe şişip iniyordu. Doçent, masasının üzerindeki o boş sandalyeye bakarken, zihninin içinde yabancı birinin ayak seslerini duyuyordu.
[Doçent Dr. M. S.’nin Masaya Kanla Karışık Yazdığı Notlar]
"Adımı unuttum. Önemli değil. Zaten isimler, bizi bu hapishaneye bağlayan etiketlerden ibaret. Az önce aynaya baktım ve kendimi değil, o kızı gördüm. Ama o sakattı, ben ise ayaktayım. Hangimiz kimiz? Laboratuvardaki oksijenin yerini ağır bir metal kokusu aldı. Rüyalar aleminden buraya bir şeyler sızıyor. Bir sıvı... simsiyah, mürekkep gibi ama canlı. Zemin artık sert değil, sanki birinin etine basıyormuşum gibi yumuşak. Tanrım, eğer uyanmazsa, hepimiz onun kâbusunun parçaları olacağız."
Boş duran tekerlekli sandalye aniden kendi etrafında dönmeye başladı. Hiçbir el dokunmadan, sanki görünmez bir hayalet tarafından itiliyormuş gibi hızlandı. Metalik gıcırtı, odanın içinde bir çığlığa dönüştü. O an, tavanın ortasından bir damla o "siyah sıvı" düştü. Doçent’in tam alnına.
O damla, derisine değdiği an adamın zihnine binlerce yıllık bir bilgi akışı doldu. İnsanlığın henüz keşfetmediği dillerde yazılmış felsefi metinler, sönmüş yıldızların koordinatları ve hiç doğmamış çocukların feryatları...
Doçent’in Titreyen Sesiyle Son Kayıt:
"Anlıyorum... Kapı bir çıkış değildi. Kapı bir aynaydı. Kız kapıdan geçmedi; o sadece yer değiştirdi. O şimdi benim dünyamda, ben ise onun tekerlekli sandalyesinde hapsoldum. Ama benim bacaklarım tutuyor, neden kalkamıyorum? Çünkü... çünkü bu dünya artık onun rüyasına göre şekilleniyor. Ve o rüyada, ben sadece bir anıyım. Bir anıdan ibaret olan biri nasıl ayağa kalkabilir ki?"
Sandalyenin üzerinde, kızın hayaleti belirdi. Ama bu sefer kızın yüzü yoktu. Yüzünün yerinde, yıldızların ve galaksilerin döndüğü bir boşluk vardı. Boşluktan bir el uzandı ve Doçent'in elini tuttu. Elin soğukluğu, mutlak sıfır noktasından geliyordu.
Kızın (ya da o "şeyin") sesi, odanın her köşesinden aynı anda yankılandı:
"Hocam... Şimdi hangi tarafın daha gerçek olduğunu tartışabiliriz."
ns216.73.216.10da2

