Mekan artık bir koordinatla açıklanamazdı. Laboratuvarın tavanı, Samanyolu Galaksisi’nin soğuk karanlığına açılmıştı; zemin ise bir insan beyninin kıvrımları gibi yumuşak ve gri bir dokuya dönüştü. Doçent, tekerlekli sandalyeye çivilenmiş haldeyken, aslında tüm evrenin devasa bir "sinir ağı" olduğunu fark etti. Biz yıldız demiştik, onlar aslında birer sinapstı.
[Doçent’in Artık Bir Kağıda Değil, Kendi Derisine Kazıdığı Notlar]
"Kızın adı... Kızın adı 'Hiçlik'miş. O bir insan değil, o evrenin kendi kendine bakmak için kullandığı bir göz. Gözbebeklerine baktığımda sadece karadelikler görüyorum. Zaman artık lineer akmıyor; az önce öldüğüm anı gördüm ve hemen ardından ilk nefesimi aldığım ana şahitlik ettim. Eğer her şey bir rüyaysa, bu rüyayı gören kişi kim? Eğer o kız rüyayı görüyorsa ve ben onun içindeysem, ben öldüğümde o da mı uyanacak? Yoksa ben, onun uyanmaması için kurban edilen bir parazit miyim? Kuantum intiharı... Tek çıkış yolu bu mu?"
Kız, o yüzsüz ama yıldızlı formuyla Doçent’e doğru eğildi. Hareketleri bir insanınki gibi değildi; sanki bir kare atlamalı film gibi, bir saniye burada, bir saniye adamın tam ensesindeydi. Soğuk nefesi, Doçent’in boynunda donmuş bir felsefe gibi yankılandı.
"Hocam," dedi ses. Ama bu sefer ses, adamın kulaklarından değil, doğrudan omuriliğinden geliyordu. "Bilgi, ışık hızıyla sınırlıdır. Ama acı... acı her yerdedir ve anlıktır. Neden kaçıyorsun? Bu laboratuvar senin zihninin dış çeperiydi. Şimdi merkeze, kara deliğin tekilliğine (singularity) giriyoruz. Orada ne fizik var ne de 'ben' duygusu."
Odanın ortasında, kızın sandalyede bıraktığı boşlukta bir çatlak oluştu. Çatlaktan sızan ışık, bilinen hiçbir renk spektrumuna ait değildi. İnsan gözünün göremeyeceği, sadece ruhun titreyerek algılayabileceği bir mor-ötesi dehşet. Doçent, ellerinin yavaş yavaş piksellere ayrıldığını gördü. Hayır, piksellere değil; sayısal verilere.
Kırık Bir Ses Kaydı (Frekanslar Birbirine Girmiş):
"... (Statik gürültü) ... 01011001 ... yardım edin ... (çığlık değil, bir algoritma sesi) ... Ben bir veri yığınıyım. Etim, kemiğim, yıllarca okuduğum o kalın kitaplar... Hepsi birer kod dizisiymiş. Kız... kız sistemi hacklemedi, o sadece fişi çekti. Şimdi karanlıkta süzülüyoruz. Eğer bu satırları okuyorsan, bil ki sen de hala uykudasın. Uyanma. Sakın uyanma. Çünkü dışarısı... dışarısı bomboş."
Doçent’in bilinci, bir süpernovanın sönüşü gibi içeriye doğru çöktü. Artık ne bir hoca vardı ne de bir felçli kız. Sadece sonsuz bir boşlukta birbirini kovalayan iki düşünce kalmıştı.
ns216.73.216.10da2

