Evrenin en büyük sırrı, aslında bir sırrın olmamasıdır; sadece henüz sorulmamış sorular vardır. İlahi bir bakış açısından, odadaki her molekül titremeye başlamıştı. Doçent, masasının üzerindeki su bardağının içindeki suyun, hiçbir sarsıntı olmamasına rağmen ters yöne doğru girdap oluşturmasını izledi. Termodinamiğin ikinci yasası—entropi—bu odada hükmünü yitiriyordu. Düzen, kaostan besleniyordu.
[Doçent Dr. M. S.’nin Yırtılmış Not Kâğıdı - Tarihsiz]
"Zaman bir nehir değil, bir havuzdur. Ve o kız... o sessiz küçük kız, havuzun dibindeki tıpayı çekti. Bugün bana baktı. Gözleri kapalıydı ama yemin ederim bana baktı. 'Hocam,' dedi fısıltıyla, 'Rüyalarım artık sığmıyor.' Ne demek sığmıyor? Bir rüya hacim kaplar mı? Newton mezarında ters dönüyor olmalı. Eğer bilinç maddeyi etkiliyorsa, felsefe artık bir bilimdir. Ya da ben tamamen sıyırdım. Az önce duvardaki saatin akrep ve yelkovanının birbirini yediğini gördüm. Gerçekten, birbirlerini metalik bir hırsla kemiriyorlardı."
Kızın oturduğu tekerlekli sandalyenin tekerlekleri, zeminle temas etmiyormuş gibi bir his uyandırıyordu. O, rüyasında devasa bir kütüphanedeydi. Ancak kitaplar kağıttan değil, donmuş ışıktan yapılmıştı. Parmak uçlarını bu ışığın üzerinde gezdirdiğinde, Doçent’in odasındaki bilgisayar ekranları rastgele kodlar kusmaya başladı.
Kız, rüyasında bir kapıya ulaştı. Kapının üzerinde ne bir kol ne de bir kilit vardı; sadece bir ayna. Kendi yansımasına baktığında, bacaklarının üzerinde sapasağlam durduğunu gördü. Ama yansımasındaki yüzü, kendi yüzü değildi. Doçent’in gençliğine, henüz delirmemiş ve umut dolu olduğu o yıllara benziyordu.
Doçent’in Kendi Kendine Fısıltıları (Cihaz Kaydı Dışı):
"Paradoks bu işte. O orada yürüdükçe, ben burada felç oluyorum. Zihnimin sol lobu sanki uyuşuyor. Onun rüyası, benim gerçekliğimi bir parazit gibi yiyor. Eğer o kapıdan geçerse... hangimiz dışarıda kalacağız? O mu rüya görüyor, yoksa ben onun rüyasındaki bir yan karakter miyim? Berkeley haklıydı: 'Var olmak, algılanmaktır.' Peki ya bizi algılayan kişi bir şizofrense?"
O sırada odada tuhaf bir ses yankılandı. Bir kemiğin kırılma sesi değil, sanki bir düşüncenin çatlama sesi gibi. Kızın dudakları yavaşça yukarı kıvrıldı. İlk kez gülümsüyordu ama bu gülümseme bir çocuğa ait olamayacak kadar kadim ve yorgundu.
ns216.73.216.10da2

