Gece, şehrin üzerine kirli bir çarşaf gibi serilmişti. Sokak lambaları, sanki birer can çekişen fener gibi titriyordu. İlahi bir bakışla bakıldığında, her şey olması gerektiği gibiydi; milyarlarca nöron ateşleniyor, milyarlarca insan topluca bir simülasyonun—rüyaların—içine düşmeye hazırlanıyordu. Ancak bu gece, kollektif bilinçdışının kapıları her zamankinden daha gıcırtılıydı.
[Doçent Dr. M. S.’nin Dağınık Not Defterinden - Sayfa 412]
"Denek 04. REM evresine geçiş süresi: 4 dakika 12 saniye. İnanılmaz. Beyin dalgaları, uyanık bir insanınkinden daha kaotik. Eğer makro-kozmos ile mikro-kozmos arasındaki o ince zar yırtılırsa, gördüklerimiz sadece 'rüya' olmayacak. Onlar veridir. Onlar kanıttır. Neden kimse anlamıyor? Kuantum dolanıklığı sadece atomlarda değil, rüyalardadır! Kahve bitti. Ellerim titriyor. Tanrım, o kapıyı araladım mı yoksa sadece anahtar deliğinden mi bakıyorum?"
Odanın köşesinde, ay ışığının vurduğu tekerlekli sandalyesinde oturan kız, dünyaya kapalı gözleriyle bakıyordu. Adı önemsizdi; o sadece bir "gözlemciydi". Bacakları hissizdi ama zihni, imkansız geometrilerin içinde koşuyordu. Tekerlekli sandalyesinin metalik soğukluğu, rüyasındaki devasa, paslı makinelerin soğukluğuyla birleşiyordu.
Kızın nefesi sıklaştı. Göz kapaklarının altındaki yuvalar hızla titriyordu. O an, odadaki havanın yoğunluğu değişti. Sanki mekanik bir fısıltı, duvarların içinden süzülüp kulağına eğildi: “Varlık, sadece bir gözlemcinin rüyasından ibarettir; peki ya gözlemci uyanırsa?”
Doçent’in Masasındaki Ses Kayıt Cihazından (Cızırtılı):
"Saat 03:14. Kızın nabzı 140'a fırladı. Ama ilginç olan bu değil. İlginç olan, monitördeki sinyallerin... bir dil oluşturuyor olması. Sanki biri, öteki taraftan bize mors alfabesiyle bir şeyler anlatıyor. Felsefe bitti, artık sadece korku var. Eğer 'Benlik' dediğimiz şey sadece bir elektrik akımıysa, bu karanlıkta bize fısıldayan kim? Ben delirmedim. Sadece herkesin kör olduğu bir odada gözlerimi açtım."
ns216.73.216.10da2

